Cuma, Mayıs 09, 2008

Nilgün Marmara Anısına...

CANIM SIKINTI SINIRI

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine
bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri
alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım
yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe
zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının
yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler
yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden
satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana
dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.

Nilgün MARMARA


Bir de film... Winter Guest.





Çarşamba, Mayıs 07, 2008

Kadınlar...


Hastaydım, hala da tam iyileşmiş diilim. Hayat devam ediyor, yaşamak bir yana, uzaktan seyredemiyorum bile. İşler üst üste yığıldı. Çok gerçekçi, bırakıyorum bunları yazmayı.

Ters meditasyon un mim ine cevap yazamadım, tarihine de çekine çekine baktım. Kadınlardan bahsetmek gerekiyordu. Ki benim sayfalarımda kadınlar, konu yoğunluğunu teşkil ediyor büyük çoğunlukla zaten. En başta yazacağım isim tabii ki o olacaktı. İlk gençlik yıllarımda kadın dergileri yeni yaygınlaşmaya başlamıştı ve ilk aldığım dergide bahsedilen ünlü kadın yazar Virginia Woolf, bazı düşüncelerimin temellerini atmamda önemli yer teşkil eden kadındı.

Devamında birkaç isim daha sayabilirim. Jeanne d ‘arc, Sylvia Plath, Halide Edip Adıvar, Oleta Adams...

Daha dün bir erkek, "kadınları seviyorum" dedi. Bütün erkekler bile sevse bütün kadınları, hala eksik olan birşeyler olacak.

Kadınları isterseniz sevmeyin, ya da az sevin, ama onları ellerinizle ve sözlerinizle üzmeyin.

Pazar, Nisan 20, 2008

Kafka.


Uzun zaman oldu. Yazmayalı değil. Bir başkasından ödünç kitap almayalı. Kitaplarımı kendim alırım okurum ve saklarım. Zaten çok yakın birinden olmadıktan sonra ödünç almam , o kendiliğinden ödünç geldi. Neyse.

Laf peşrevi geldi, Kafka nın kitaplarından birini bir iş arkadaşım getiriverdi ertesi günü, aramış, “ bir savaşın tasviri” ni bulabilmiş evde. Ben “kayıp” olsun demiştim güya hakkında özellikle araştırmış gibi. Oysa sadece o anda ismini beğenmiştim. Soran da olmadı bunu zaten. Her neyse.

Kitaba aç kurt gibi saldırdım elime değdi andan itibaren. Kafka ilgisi yeniden gündeme geldi son birkaç aydır. “Dönüşüm” ü okudum ve çok etkileyici bulmuştum. Aslında uygun kelimeyi şu anda bulamadım, düşünmem lazım. Bu da neyse.

Hafif bir yıpranmışlık var kitapta dışardan bakıldığında fark edilen. Ama çok düzgün kullanılmış. Sadece yılların getirdiği sararma, kıyılarında bir pamuklanma var.İlk sayfaları merak ve bir dinginlik içinde çevirdim. Basım yılına bakmak istedim, 1993 idi. Devam ettim. Aldığı yılı ve şehri yazmış mı diye bakacakken, kendi adını yazmış olduğunu gördüm. Hem de kurşun kalemle. Bunu alışkanlık yaptığını düşündüm. Üniversite Kitabevi kaşesini basmış sağ alt köşeye. Telefon numarası var ve Erzurum yazıyor. Aramak mümkün. Başka bir bilgi arasaydım, kesin olmazdı üzerinde. İlk on sayfayı hızlıca okuyuverdim yol boyunca. Sonra diğer sayfaları sonuna doğru yelpaze gibi geçiverdim.sanki içinde bir hatıra aradım. Bu belki de özel bir şey olurdu ve zaten bana getirmeden önce onu içinden almış olması muhtemeldi. Ben olsam yapar mıyım, sanırım ben de bırakmadan verirdim gibi geldi. Sayfaları havalandırırken sevdiğim o eski kitap kokusu geldi burnuma. Evde babamın 1950 lerde aldığı kitapları aklıma geldi. Ara sıra içlerinde okuyacak bir kitap aradığım çocukluk günlerimi hatırladım. Kardeşlerimle o kitapları paylaşamaz, dokunmaya kıyamaz, okurken de titiz bir şekilde çabucak bitirir yerine koyardık. Oysa neyse.

Kitaba devam ediyorum. Kafka nın o samimi yalın çocuksu üslubu alıp götürüyor insanı. İşgünü sonrasında yorgun olsam da pek çok insan ve detay arasında mücadele ettikten sonra bu kitaba ayırabilecek enerji bulabiliyorum. Bir arkadaşımla konuşmuştuk, bazen kitap okumak için de dinlenmek gerekiyor, kafan boş olması gerekiyor vs. Boş ver neyse.

Başucumda üç kitap daha var, ne zaman bitecek bilmiyorum, onları geç, bu kitabı hemen okuyup vermem lazım, çünkü ödünç kitabın durmasına dayanamam, bu itici güçle çabucak bitiririm dilerim, evet, bitirmeliyim, çabuk getir demedi tabii, olabilir ama, neyse.

Şimdi portakal ağaçlarının çiçek açma mevsimi, etrafa mis gibi yayılmış kokuları. Birini koparıp kitabın arasına koysam, kurutsam mı acaba? Hadi neyse.



Feridun Düzağaç : beni bırakma, 2008.

Salı, Şubat 19, 2008

Tanım

Çakıl taşları arasında saklı aşk.
Dalgayı bekliyor uyanmak için
Sen; ara, dök, binlercesini karıştır ellerinde
Yetmez ki…
Aşk,
Dokunduğunda kaybolan bir deniz kızı…


Nil : Babama n'olmuş.

Nota

Sinir uçlarımda özleminin ağırlığı…
Agresif yolculuklarda çıldırtan kış hüznü.
Kendimsiz, sensiz,
Bol sıfatlı serzenişler depreşir.
Yok oluşlara karışmak kifayetsiz.

Ardımda güneş yanığı sabahların kaldı.
Mavi yeşil gözlerin, kuytularda endişem
Kırılır dallarımda sahte sürgünlerim
Aynı coşkuda acın, isyanım.
Nota bu, çalabilirsem.

Salı, Şubat 12, 2008

Saklı

Karanlık dersin ya, kopkoyudur…
Oysa bütün düşüncelerin soyunduğu andır.
Uçuşur hiçliğin korkuları,
Dallarda özlem hışırtıları, fırtınaya öykünür
Uyku, zavallı bir kurtuluş tenlere.
Ve yahut yanılsanmış bir ölüm nöbeti.
Merhamet dilenir ruhum varlığına,
Yaklaşmak için bir lahza, bir nebze daha.

Çarşamba, Şubat 06, 2008

Hable Con Ella


Aylardan sonra, istemeyerek, biraz isteyerek izlediğim ilk film, neden, dokunaklı ve kırılgan bir yapıya sahip olan kadın ruhunu ön plana çıkarmak zorunda? Bunu görmezden gelmeye ve bildiği halde bilmemeyi tercih eden erkek dünyanın, bu ruhu, umurunda bile olmadığını biliyor pek çok kadın. Kendi çemberlerinde, mecbur oldukları acıları çekmeye ve mücadele etmeye çalışan kadınların sessiz çığlıklarını, soğuk duvarlar engelliyor, gökyüzünde yokolup gidiyorlar.
Filme gelince, umudun hep varolduğunu, bildik konularla, sıradışı bir kurguyu birleştirerek anlatmaya çalışmış yönetmen. Pek çok sonuç var çıkarılabilecek, hangisini yakın hissederse insan kendine. Aşk filmlerde ve kitaplarda çizilebilen bir resim gibi, televizyonu ve sayfayı kapattığımız anda, kendi gerçek ve aslında sahte dünyalarımıza dönüveriyoruz. Onları da yazan insan zihni olmasına rağmen, günlük hayata taşımak da ruya demek ki... Ne ironi.
Hakikat bu ki, yaşamakla mükellef olduğumuz bu dünya günlerinde, yaşanılanların ve yaşanacakların bir yanılsamadan ibaret olduğu, ancak kalbimizdeki gerçek inancın kalıcı olduğunu anlamak zor değil.

Cumartesi, Şubat 02, 2008

İsimsiz

Aşık olurdu içimin nergisleri
Kokumda seni uçururdu nefesim
Her canlanışında sorgusuz bir teslimiyet
Yokoluşların ölümün en siyah provası
Yanyana harflerimiz, kutup yıldızı uzaklığında
Avuçlarımda mavi kan damlaları
Bilsen,
Aşk, ikimizsiz parlıyor...

İthafım

Senin hüznünün esiriydi hücrelerim
Sense bir hücrenin peşinde esir
İkimiz de yokolduk soğuk duvarlarda
İkimiz de dünyanın külkedisi
Göç var kalblerin en derinine
Can yok gök rengi gözlerinde.

Çarşamba, Ocak 30, 2008

Durum.

Birtakım insanların, garip, izahı olmayan, nezaketsiz davranışları yüzünden, tüm insanlara küsmek, yürümekten vazgeçmek olur mu?
Olmamalı...
Hala umut var gelecekten..
Bu bir avuntu da olabilir diğer taraftan.
Aslında umurumda da değil...

Gel gör ki, merhamet ve hoşgörü kalbde yer etmiş, karşı koymak imkansız...

"Kargalar konuşmaya başlayınca, bülbüller susar." Mevlana

Cuma, Ocak 25, 2008

İthaflar...

Mutluyduk…
Çikolataya ihtiyacımız yoktu.
Güneşimiz batmadı yüzümüzde.
Cocukluğumuzun büyümüş hali gibiydik.
Güzel, ilk defa bu kadar anlamlandı.
İyi, sıradanlığına veda etmişti.
İçimde acın, yüzümde hüznün
Ölümsüz.
Bu beden bir göç müptelası.
Savrulan bir tutam toz,
Kalbine uzanan bir yolcu.
Issız hayatımın ruyasından uyanırken,
Bahçelerinde Sana ulaşacaksam eğer,
Ölüme uyut gözlerimi.

Çarşamba, Ocak 23, 2008

ithaf

seni sevmeyi özledim.
unuttum delice sevdiğimi
seni giydirdim sevmediklerime
üzülüyorum bende sevilemediğine...

Salı, Ocak 01, 2008

O'nsuz Yeni.

Başsağlığı dileyen ve acımı paylaşan tüm arkadaşlara, Abi' ye sonsuz teşekkürler. Eksik olmayın, kelimelerinizle yanımda oldunuz.

Hayatın devam ettiğini, dehşet içinde görüyorum. Uzak kalabilmeme izin vermiyor, beni de içine çekmek istiyor. Pek çok yeni olay varken hayatımda, ben eskiyi devam ettirmek için direniyorum. Bazen de hiç bir yere sığamadığım zamanlar oluyor. Bir çok düşünce tarzının, zihnimde canlanıp, dal budak salıp, sonra çürüyü gittiği zamanlar. Biri kuruyor, biri yeşeriyor. Bazen de iki sahne birden gözümün önünde yaşanıyor. Biri, eskiye dair hatırladığım güzel anlar, olaylar; öbürü, gerçek zamanda içinde bulunduğum mekanlar ve insanlara dair olaylar. Uzaklaşmak, unutmak imkansız. Zaten insanoğlunun unutma becerisinden nefret ediyorum. Çünkü ben bu acıyı, aynı coşkuyla içimde yaşamak istiyorum. Bu acı, bunu fazlasıyla hakediyor. Artık; açılmayan bir telefon, odaları beyaz örtülerle kaplı odalar, çiçekleri ağaçları sulanmamış, yaprakları dökülmüş bir bahçe ve daha neler neler... Her gelişimde, gülen bir yüzle, neşeyle açılan bir kapı vardı. Artık yok.
Havalar iyice soğudu bizim oralarda.
Anneciğim; üşümüyorsun değil mi?

Cumartesi, Aralık 15, 2007

başlık yok, hiç bir şey yok...

Canım'ı kaybettim.

Hep olduğum gibi onunlayım, ama onsuzum...
Güzel yüzlüm, o güzel yeşil gözlerini üzerimden ayırma.
Allahım ona cenneti ver, bu yalan dünyadaki acılarını unuttur, varsa günahını affet, yalvarıyorum duy beni.

Perşembe, Aralık 06, 2007

1 + 1 + 0 = 3

Bir gölge…
Gölge düştü aşka.
Suda kırık bir umut dalgası.
Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Sen gökyüzünde yıldızlar sönmez sanırdın oysa.
Bu masalın sonundaki elmalar düşmeyecek gökten.
Parmağını kesmişsin, öpsem de geçmeyecek acısı.
İstersen akıntıya kürek çekebilirsin.
Ama cadı büyüyü bozdu bir kere.
Henüz yağmurlu günlerde ılık süt bile içmedik.
Hadi…
Kabul etmeyeceksin biliyorum.
En sevdiğim yerindeyiz oyunun.
Ellerim boyalı, duvarlara sürüyorum renklerimi.
İstersen gidebilirsin kendine ve gölgeme doğru.
Ben kapıyı usulca kapatıyorum ardından.

Pazartesi, Aralık 03, 2007

Siyah Süt; Elif Şafak


Önce kadın sonra yazar mı bu kadın? Yoksa tam tersi mi. Kendisinin de anlayamadığı çlişkileri çözmeye çalışıyor kahramanım bu kez. Yazmak için, sonunu bekleyemedim, zira bitmesini istemiyorum. Siyah Süt, mükemmel bir kadın kitabı. Diğer kadınlar ve erkekler, ayrıca edebiyat tutkunları için güzel bir paylaşım.
Tercih yapmak Elif için de zor. Yaşam tercihlerle dolu. Bırakıp gitmenin ağır yükünden çekinip, kalan olmanın hüzünlü huzurunu tercih ettiğimiz zamanlar gibi...
Dipnıs not: Kitaplığımda her kitabın bir anısı var. En baştan beri aldığım tarihe ve şehire ilişkin not alma alışkanlığım da var. Siyah Süt de kitap olarak önemi ve bendeki sahip olma anısı dolayısıyla çok değerli bir kitap.

geçmişin bir parçası olmak.

Bu sabah güneş var.
Güzel.
Hatırlamak da güzel.
Hatırlamak, yaşamanın bir parçası.
Ben hatırlıyorum.
Tamam.

Di 'li Geçmiş Zaman.

Bu gece ilk ve son.
Kelimeler dört nala,
Kabus olur beynine,
Durmaya korkarsın paranoyalar dizginlendi.
Zaman geçecek zamanla.
Hatırladığında,
Çoktan unutmuşsundur..
Sabahı zor edeceksin, biliyor musun?
Ay koşacak gökyüzünde,
Düşündüğünde,
Rüzgar esecek uzak şehirlerde..
Dört duvarlarda karartma geceleri.
Bir kadeh içki, sel olup gözlerinde kanar.
Uyuma…
Erken sabahlarda uçağın kalkacak.
Ruyanda küçük kasaba sahilleri.
Renk renk evler, çatılarda martılar.
Senin bilmediğin acılar.
Ağla…
Arabesk sevgilere öykün sıkılmadan.,
Yollara saatleri ekle.
Bitsin isterdin lethe den bir avuç içtiğinde.
Üşüme…
Güneş doğduğunda ısınacak ellerin.
Titreyen yüreğini sarmasına izin ver
geçici umutların…
Bildiğini okurken, kadere yenilmen ne çelişki..
Bekle…
Otobüsün en arka koltuğundasın.
İnadına hayatın önünde.
Kalabalık yolculara bırak özlemini.
Dua et…
Güzel günler için öbür mevsimlerde.
Ertelediğin hafta sonlarında güleceksin.
Sağlığın, iyiliğin için.
Ya o tutunduğun notalar?
Dur daha yeni başladılar kulaklarında çınlamaya.
Her dinlediğinde, en başa, yeni baştan.
Mesafeler iki buçuk şarkı süresinde.
Hatırla…
Ay ışığı duvarlara vurmuşken.
Tenin ve masmavi terin…
Gece uyan, çırpın, uzaklara sarıl.
Peki.
Bitmedi.
Henüz değil.

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Mim

Geçici hayatları süredururken, kitap sayfaları arasında kalıcı olan kelimelere sığınmak güzeldir bazen. Mim için aşağıdaki dörtlüğü yazıyorum Goddess Artemis'e...

Yazı şiirleri sevmişimdir oldum olası. Daha sınırsız, kendi içinde hırçın ve biraz albenisizdirler ve anlaşılmakta zorlanılırlar.

"
İki Kıvılcım Mesel
...
Büyük bir cümleyim ben: Nereden başlamışsa
başlamış, nerede bitecekse bitecek, ama sürdükçe
gece, gecem, gecemiz,
uzar gider bu sonsuz kipte
dondurduğum kuduz fiil çekimi.


Enis Batur, Kandil / yazı şiirler 1973-1986
"

Çarşamba, Ekim 10, 2007

187/1


Bu mim, son zamanlarda rastladığım ve bana en uygun mimdi sanırım. Meral e teşekkürler mim için.


Gelelim sonuca: en yakındaki kitap: Oya Baydar'ın "Erguvan Kapısı". 187/1 de okuduğum cümleden sonuc cıkarmaya calışmadım. Zaten mim de bu ya. :)


"O zaman, ellerimi yıkayamayacağımı, olup bitenlerde hiç bir sorumluluğum olmadığını haykıramayacağımı, en azındanbuna kendim inanamayacağımı anladım."

Salı, Eylül 25, 2007

Çeşitleme.

Erkeğin, ne kadar çok sevebileceğini unutan kadınlar,
Erkeğin, ne kadar çok üzebileceğini unutmadılar.

***

Çok üzen erkekleri unutmadı kadın.
Çok seven erkeklere inanmadı kadın.

***

Sevdiği erkeğe, hep üzüldü kadın.
Erkek, üzdüğü kadını hiç sevmedi.

Cumartesi, Eylül 15, 2007

Yine Eylül.

Bu şiirimi yineliyorum. Eylül ü seviyorum ama bu yıl doğum günüm, yaşamımın en zor günlerinden biri olarak geçti demeye korkuyorum, mutlaka daha kabusu vardır, kimsenin yaşamasını istemediğim bir tecrübe. Sevdiklerinden ayrı kalmak, ayrılacağından korkmak sanırım en zor sınav. "Her günün doğum günü güzelliğinde geçsin" dileği bu durumda istenen bir güzellik olmasa gerek.


http://sifirnoktasi.blogspot.com/2006/09/eyll.html

Belki de doğum gününü gönlümün istediği bir günde kutlamak ve o güne yüklenen olumsuz anlamlardan uzaklaşmak bir çözümdür.

Eylül...

Cuma, Ağustos 24, 2007

Önceleri....

Geçmişi düşünmekten alamıyorum kendimi zaman zaman. Bir yıl öncesini düşünmek kadar, on beş yıl öncesini düşünmek de beni içsel labirentlere sürüklüyor. Bugünümden rahatsız olduğumdan değil, ancak geçmişi yaşayıp bitirip, güzellikleri kenara koymuş olmanın verdiği bir huzurla dönüp bakmak sanırım beni memnun eden. Eski bir şarkıyı duyduğumda, hatıramda canlandırdıkları, yaşanmışlıkların tamamını, tekrar yaşanamayacağını, geri gelemeyeceğini bile bile, tekrar arzulamak, hiç bir şey olmamış gibi kalınan yerden devam edebilmek dileği ile geçmişin o herşeye rağmenlerini tekrar göze alma hissi ve diğerleri. İstediğim zaman dilimine gidip yaşamak şimdilik mümkün değil, ancak teknolojiye güvenim sonsuz, bir gün mutlaka bunu yapabileceğiz.
Gelecekle geçmişin arasındaki fark da burda sanırım. Yaşanması gereken kötü zamanları henüz atlatmamış olmak ve bunun endişe ve sabır arasında bir mukavemet gücüyle, usulca bekliyor olmak. Diğer taraftan, umutla ve bundan sonra herşey mükemmel olacakmış gibi hayata devam ediyor olmanın gizli huzuru.
Geçmişin niye olumsuz zamanlarını hatırlamayız? Yoksa onları hafızamızdan ve kalbimizden silme konusundaki başarımızı, başka konularda niye gösteremeyiz zaman zaman? Sorular ve yaşamın cevapları, beni yeni mücadelelere sürüklüyor hep. Olsun. Yaşam da bu demek değil mi zaten...

Not: Burda , zaman zaman dinlemeyi sevdiğim Rusca bir şarkıyı önerecektim ancak yazılışı ve okunuşu farklı oluşundan dolayı, şarkıya herhangi bir kaynakta ulaşmak mümkün değil. PC klavyesinin Rusca olmayışı da bir sebep aynı zamanda. Bu durumda parçayı isteyene mail atmak gibi bir çözüme ulaşıyoruz...

Salı, Ağustos 14, 2007

İçiçe...

Şehirleri sevdiren insanlar...
İnsanları sevdiren; sözler.


birinsanbirşehirşehirinsaninsanşehir.

sıkışıkkelimelersıkışıkevler,

uzakşehirlerayrıinsanlar.

Pazartesi, Ağustos 06, 2007

...

Kitabını yine büyük bir keyifle ve huzur dolu bir tatminle okuyorum Elif Şafak'ın. 124. Sayfada sona eren öykü, neden gerçek olmasın diye düşündüm. Gecenin bir yarısı, birtakım sorulara iyimsert cevaplar bulmak hoşuma gitti ama uykumu da kaçırdı. İnsan hayatında kötü şeyler olduğu kadar iyi ve güzel şeyler de var ve bunları zaman zaman görmek istemekte direndiğimiz için yaşamaktan yoruluyoruz. Hayatın bir çemberden ibaret olduğunu, zıt yönlere gidildiğinde elbette bir gün zorluklardan güzelliklere ulaşacağımızı anlatan bu öykü çok etkileyici idi. Bu teoriyi bilmek tahmin etmek zor değil ama nefis bir öykü ile kitapta karşıma çıkıvermesi, insana bir mesaj gibi geliyor. Birdenbire altüst olan hayatların, bozulan düzenlerin mutlaka eski huzuruna ve sağlığına kavuşacağına inanmak için, insanın yüreğine güç veriyor.

Pazar, Temmuz 15, 2007

Kapılar...


























































































Ya ancak içerden açılabilen kapılar?

Cuma, Temmuz 13, 2007

9 Yaş Yeğen Analizleri

ben : Eve gidince bir süprizim var sana.

yeğen : ooo yaşasın. çok gizemlisin teyze.


**************

yeğen : teyze senin zihnini açıp baksalar ne bulurlar biliyor musun?

ben : ne ?

yeğen : 1. saflık, 2 ajanlık, 3. tuzaklar.


ben : ?!?!?!

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Yıllar Sonra Gibi...

Yazmanın da yetmediği zamanlar da olacakmış, olurmuş hayatımda.
Bekliyorum.

Nefes alınır elbette, çok şükür.

Derinlik Sarhoşluğu 'ndan:
- Sen haklıymışsın. Aşağısı daha güzelmiş.

Pazartesi, Haziran 04, 2007

Dilekçe.

Seçim günü öncesi, yerlerin el ilanları, duvarların tanıtım pankartları, kulakların yüksek sesler ile dolmasını istemiyorum.

Cuma, Haziran 01, 2007

Seçme Hakkı ¿

Sallantıda olmayı, beklentide olmaya tercih ederim.

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Başı ve Sonu.

İnsan değişiyor, bilirim.
Ben de değişkenimdir, az çok tanıyorum kendimi.
Bu kez öyle oldu ki, en sona döndüm.
Daha iki hafta önce,
"Bana uzak yok, ben her yere yakınım" derken,
Şimdi,
O "her yer" annemin yanı oldu.
Gideceğim tek yer, onun yanı.
Nereye olursa...
Tüm ihtimaller dahil.
Tüm dünyalar.
Onsuz olmam imkansız.
Allahım bana güç ver.

Perşembe, Mayıs 10, 2007

...

Odalara sığamadığın,
Hayata yaptığın rötarı anladığın...

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Annem...

Tek kelimemsin.

Pazar, Nisan 29, 2007

Pusula.

Hangi yönünden bakılırdı…
İbresi kırık, paslı bir kutu.
Muhtemelen uzakta.

Senin görmediğin tarafından.
Bırakacağın izlerinin gölgesinden.
Bir de beyaz saç teli aydınlığından.


Kuzeye ve güneye bir çizik at.
Saatleri gecenin doğusu.
Günleri özlem batısı.
Buna rağmen çıkılan,
Bilinmeyen sen yolculuğu.

Çarşamba, Nisan 25, 2007

İklimler

İklimler’i sonunda izledim. Beklediğime değdi gerçekten ve Nuri Bilge Ceylan ın gene kendine has yorumu ve anlatımıyla güzel bir film izledim. Başından itibaren içindeki ruh dinginliğini hissettiriyor film ve içerdiği sükunet sakinlik izin verdiğiniz anda içinize işlemeye başlıyor, akıp gidiyorsun bir buçuk saat boyunca. Çekim açıları ve sıra dışı detayların öne çıktığı kareler, bir bu yönetmenin filminde var bir de izleyebildiğim Uzakdoğu filmlerinde bana göre. Doğallığı ve güncelliği de elden bırakmıyor bu arada usta. Fotoğraf, kar, Kaş, İshakpaşa Sarayı, salaş otel odası, Doğubayazıt, üniversite ortamı… Diğerlerinin yalnızlığın sıkıcı olacağını düşünerek endişelenmeleri. Yersiz kahkahalara sığınmalar. Sigaranın, her derin nefes alışta yanan kâğıdının çıtırtısını duymak. Komidinden çıkarttığı çekmeceye başını koyarak uyuyan bir adam. Sanırım boynunun tutulmasını engelliyor böylece. En kötüsü de sabahları telefonla uyanmanın boşluğu ve insanı negatif yapan gerginliği. Senaryo tanıdık gelebilir ama birşeyler kesinleştirmek için bir kez daha izlemek gerek derim.

Pazar, Nisan 22, 2007

Aşkın Performansı.

Uğruna film çekmese bile, "hayatımın kadını" veya "hayatımın erkeği" diyebileceği biri olmalı ömründe insanın. Bilirsin, birini sevilecek yapan, insanın içindeki aşktır, zaman geçtikçe kendisi bile korkmaya başlar o sevgiden. O anda hayatını eline geçirmiş demektir.

link.

İnsanlık.

Olması gerekenden çok iyi
veya
haddinden fazla kötü
sanılabilirsiniz bazen,
tek ortak noktası
o anların
gerçekten
hesapsız
gerçekleşmiş olmasıdır.

Kayıp.


Zihnindeki ritmi kaybetmişken, sıkışıp kalmışken, günlere karışıp gecelerden boğulurken, iyi gelen sesler.

Salı, Nisan 17, 2007

14 Nisan.


yorumsuz...

Pazartesi, Nisan 16, 2007

Kendime Oyunlar.

Hadi, bir yabancıyı, yakın kılmak zordur da, bir yakını yabancılaştırmak daha da zordur. Ee bunun birinden biri kolay olması gerekmiyor muydu?

Kolayı var. Kendinde, hem bir yabancıyı, hem de bir yakını bulabilirsin.

Pazar, Nisan 15, 2007

Gözünü Sevdiğim Yanlızlık.

Yıllarca yaşadığın, bildiğin bir şehirde yanlız olmaya ne var? Kapıları duvar, insanları uzak yabancı bir şehirde yanlız kal da göreyim seni.

Pazartesi, Nisan 09, 2007

en'ler.


en içki.


en çikolata..


en dost... (iyi ki varsın, yanımdasın...)


deep not: sevgili rehav@, beni bir zamanlar sobelemiş. aslında mazeretim var, asabi değilim ama, benim markalarım şimdilik böyle kalsın, sen beni yine de hoşgörürsün... :)

Pazar, Nisan 08, 2007

Söz...

Maviye soyundum, zihnimde sabah tedirginliği.
Elimde tebeşir tozu, kirpiklerimde harfler.
Siliyorum geçmişi, dörtnala üzerindeyim.
Uyanır uyanmaz, yok olacağım güneşinden.

Kanıyor kelimelerim, kılıcın ucunda gül kokusu.
Düş belki ya da benim yalanım, kolumdaki umutlar.
Yıkıyorum duvarı, ardımda bahar çiçekleri.
Unutur unutmaz, yeniden bileceğim kendimden.

Perşembe, Nisan 05, 2007

Kadınlar Affedecek mi?


Toplum, erkeklere ihtiyaçlarını karşılamak için her yolu meşru sayan bir yaşam çeşitliliği sunarken, kadınlar için harcanması gereken ve bitirmeleri için zorladığı bir zaman süreci haline dönüştürüveriyor hayatı. Toplum sadece, kadını ezen erkekler güruhu mu? Hayır. Ancak yüzyıllardan beri bu olguyu bir felsefe, karşı konulması imkânsız bir yargı olmasına ortam sağlayan bir döngünün içindeyiz. Hala kadınlar acı çekiyor, baskıya boyun eğdiriliyor, hayalleri ellerinden alınıyor ve nefes almalarına bile karşı konuluyor.

Afgan bir kız çocuğunun seçimi değildi o yaşta erkeklerle mücadele etmeye başlamak. Fakat sonunu baştan bildiği hayatı, öylesine yaşamak kadar acı veren bir olay olmadığını öğrenmek zorunda kaldı. Osama, Taliban zulmü altında yaşamak zorunda bırakılan kadınları bir vizörden izleyen diğer kadınların da, onlar kadar çaresiz olduklarını hissettiriyor. Kesilen örgülü saçlarını, bir saksıya diken kızın, gözyaşlarıyla suladığı bir gerçek hikâye bu film.

Nice kadın hayatları var ki, en yakınımızda olup biter ve ruhumuzun duymadığı, o kilometrelerce ötedeki hikâyeler kadar sessiz gerçekleşir ve solup giderler.

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Negatif ¿

Güzel göründüğünü duymak, kadına iyi gelir, mutlu eder. Fiziki bir güzellikse bu ve o anlamda ifade ediliyorsa, kadınları etkiler. Her kadın bundan hoşlanır dense de, bazı kadınlarda bu ifade, geçici bir tebessüm oluştursa bile, kısa bir an sonra düşünmeye sevk eder ve mutsuzluklarını hatırlatırcasına, yüreklerini acıtır. Kadın kırılgan ve zarif bir kabuğa sahipken ve bunu kırmak için, çevresinden gelen darbelerle savaşırken, belki de en zoru böyle bir etkiye karşı koymak olduğu anlar olur. Eğer bunu okuyan erkekler olursa, bir kadına güzel göründüğünü söylemeyi planlarlarsa! bunu düşünmelerinde fayda var. Mevcut duruma eksi bir ile devam etmelerine sebep olabilir.
Gelelim kadına, o her şeyden önce kendisi için güzeldir, kendine güzel gelmek ister. Kendine yaşar çünkü. Hemen ardından, sevdikleri için de güzel olmak ister. Bunda ne bencillik var, ne de başka eylemlerle ilişkilendirmek… Analizin özünde, her kadının, kendi olduğunu anlayabilmek var, bakış açılarını daraltmamak var, sonunda ise onu gerçekten sevmek.

Perşembe, Mart 29, 2007

Gözleri tamamen kapalı.

Hani çok uzun zamandır görmediğin birini, sonunda karşında bulursun ya, o dakikaya gelmek istiyorum. Tonlarca engeli aşmış olmanın verdiği rahatlığı hissetmek istiyorum. Karşındaki insana kontrolsüzce gülücükler saçarsın, o anda herşey iyidir, güzeldir, hiç bir şeyin önemi yoktur. Kırık dökük bir kaç kelime etmeye çalışırken, heyecandan ne dediğini bilmez, hele hele onun ne dediğini anlamazsın. Çevredeki tüm sesler susar, gözlerin sadece onu görür. Kollarını açar, sarılırsın. Başını onun boynuna yaslamışken, gözlerini farkında olmadan kapatırsın. İşte tam bu anda, hiç birşey düşünemezsin. Sadece içinde hisler vardır, sessiz bir yoğunlukla bu anı yaşamanı sağlarlar. O hisler konuşmayı bu süre zarfında bırakırlar, sen de dahil, hiç bir eylem yapamazsın. Donakalmak gibi, ama içinde yanan ateşi de hissederek. En fazla 30-40 saniye sürer. Bir dakika sürdüğü olmaz sanırım. Gözlerin, hayata tamamen kapalıdır o anlarda.

Bir kısacık ölüm gibi, gidip de geri dönmek gibi. Bir anlık huzur bulmak gibi. İşte o huzuru tarif etmek istedim. Böyle bir örnek, uydu sanırım.

Pazartesi, Mart 26, 2007

Şİmdi.

Mutluluğun ne olduğunu geçmişten hatırlıyorum çok şükür. Gelecekte ise mutlu olup olamayacağımızı kim bilebilir? Weather Man de babanın söylediğine göre;
-Bu …tan hayata, bir yerlerden tutunmalıyız evlat.
Gibi bir önermeyle yola devam etmek gerekiyor.

Çarşamba, Mart 21, 2007

Kırık Not...

Beğenemedim kelimeleri bu gece.
Bir çalışıp geleyim boşluğunun acısında.

Biliyorum bu dersten kaldım ben
Çünkü defterim kalbinin altında.



Guns n roses - knocking on heavens door.

Salı, Mart 13, 2007

Bir Dilek.

Yanımda sadece oturmayı dene.
Kelimeleri güzel günlere sakla.
Buradaysan, bunu yapabilirsin.

Sessizliğinde sen gizli çünkü.
Yalnız bir biz, benimkisi.
Yorgun değilsen, elimi tutabilirsin.

Salı, Mart 06, 2007

Deli gibi... (ama deli değil)

Yaşam, hissedebilme şansına eriştiğimiz bir kaç nadir andan oluşuyor. Yaşadıktan sonra geriye dönüp baktığımda hatırlayabileceğim, bir kaç mutlu an. Sanki, bütün yaptıklarım onlar için, bütün yorulduklarımın yerine saydığım bir huzur iç çekişi gibi. Hatırlandığında içimi ısıtan, tertemiz, benzersiz, değerli anlar.

...

Bir de çivinin çiviyi sökme mevzusu var. Çivinin sökülmesi gerekiyorsa bu niye bir başka çiviyle olsun ki? Bırakın, çivi yerinde kalsın, asla sökülmesin...

Bir de bu Cem Özkan güzel yazmış ve söylemiş hakikaten. Sözler ortada, eklenecek birşey tadını bozabilir.


Dön Bana

Üzülürüm yine
Resmini görünce
Maziye bakarak

Vazgeçemem senden
Bir ömür geçse böyle
Ardından yalvararak

Unuturum sandım
Zamana bırakınca
Seni nasıl sevdiğimi

Ama bugün yine
Söylüyorum hep aynı
Hep aynı şeyi

Dön bana yeniden ne olur
Sev beni yeniden ne olur
Al beni yanına ne olur
Dön bana yeniden ne olur
Ne olur...

Perşembe, Mart 01, 2007

Rise & Fall...

Günlerdir kendimi kontrol ederek, kasarak, tutarak olayların yoluna girmesini beklemeye çalışırken, az önce, severek aldığım ve giymeye kıyamadığım bir kazağın yıkarken, saçma sapan bir şekilde rengini atmasıyla, beklediğim bahaneyi buldum, gözyaşlarımı bırakıverdim enginine ve ardından bütün hal ve gidişimin nihayetlenmesine sebep olmasıyla, durum raporu çıkarmam gerektiğini anladım.

Geçirdiğim sağlık operasyonunun yüzde elli başarıyla neticelenmesi (Bakınız eski postlardan.), ofisteki işlerin tüm zamanlardan daha da çılgınca yoğunlaşması, aldığım kararlardan dönmemek için yaptığım iç kavgalarımın tavana vurması vs vs...Ben çevremdeki kimse için aklımdan kötü bir şey geçirmiyorum, milletin iyiliğini istiyorum, derdim yok. Yok, ama olmaz, bugün birilerini hakkımda bir takım yorumlarda bulundu zannımca, göze geldi bir şekilde, diyip geçiyorum.

Geçen hafta kalbimin yaşadığı heyecan endişe umutsuzca kendini salıverişin benzerini en son yani yaklaşık on bir ay öncesinde yaşadım sanırım. Sağlık işleri şakaya ve riske gelmez muhtemelen, yarı kör yarı bilerek bu işlere karar veriliyor bazen, doktorlarla tartışacak bilgiye de sahip olunmadığına göre, hastaneye giden sonuçlarına razı olmuş demektir.

Bir süre köşemde, ne etliye ne de sütlüye dokunmadan sakince oturmak istiyorum. Çok yoruldum, çok gerildim, dinlenmem gereken dönemde dinlenemedim. Hala bir takım projeler, hedefler var yapılacaklar listesinde. Aslında ben onları 31 aralık gecesi de yazmadım bir kenara, ama kısmet gerçekleşecekler için. Zaten kadir in ağaç evleri de yanmış, kül olmuş. Ne bileyim, ertelemek mi iyi, ertelememek mi? Diğer taraftan ben öğrenemedim hala zaten, hangi köprüyü kurup hangisini yıkacağımı.


Ayla Dikmen – Yanan Mum.

Ertesi gün gelişmesi : Toplantı sebebiyle dün ve bugün gördüğüm bir arkadaşa, anlatmaya ihtiyacım olmadığı ve bu tür şeyleri iş arkadaşlarıyla paylaşmak tarzım olmadığı halde, tüm gün için onun yanına oturdum bugün ve konuyu birden anlatasım geldi. Şaşırtıcı cevap da o anda geldi ve kendisinin nazarının cidden değdiğini ve dün bendeki kazakla çantanın çok uyduğunu düşündüğünü ve beğendiğini söyledi. Bir kaç kişide daha gerçekleşmiş benzeri durum, ancak onlara kendinden bahsetmemiş. benim de bunu kimseye anlatmayıp, direk onunla paylaştığım için, o da bu konuda içini döküverdi. Garip bir durum, doğaüstü bir olay mı denir ya da üzerinde düşünülüp araştırılır mı bilmem artık.